CAMİ VE İLİM

Diyanet İşleri Başkanlığımız her yıl 1-7 Ekim tarihleri arasında düzenlenen Camiler ve Din Görevlileri Haftası’nın bu yılki ana temasını, çok isabetli bir karar alarak “Cami ve İlim” olarak belirledi.

Diyanet İşleri Başkanlığımız her yıl 1-7 Ekim tarihleri arasında düzenlenen Camiler ve Din Görevlileri Haftası’nın bu yılki ana temasını, çok isabetli bir karar alarak “Cami ve İlim” olarak belirledi.

Sevgili Peygamberimiz Yeryüzü bana mescit kılındı Ümmetimden her kim, bir yerde namaz vaktine girerse namazını kılsın (Müslim, Mesacid, 3) buyurarak kendisine tâbi olan tüm Müslümanlara dünyanın her temiz yerinde ibadet edebileceklerini müjdelemiştir. Bağda, bahçede, evde, işyerinde, hatta yerine göre araçta -temizlik şartıyla- namaz kılmak mümkündür. İbadet etmek için, secde ve rükû etmek için ille de camiye gitmeye gerek yoktur. Bu prensip, kolaylık dini olan İslam’ın -diğer dinlerden farklı olarak- ibadet için kilise/havraya gitme zorunluluğunu ortadan kaldırmakta ve ibadet etmeme bahanelerini yok etmektedir.

Her ne kadar yeryüzünün tümü namazgâh olsa da camilerimiz Hz. Peygamberimizden itibaren hayatın en önemli merkezlerinden biri olmuştur. Kendisi 622 yılında hicret ederek Medine'ye gelir gelmez, ilk iş olarak bir mescit inşa etmiş, inşaat halinde sırtında kerpiç taşımış, sırtında taşıdığı kerpici almak isteyen sahabe efendimize "Git sen de bir başka kerpiç al, sen Allah'a benden daha muhtaç değilsin" diyerek bizlere öncülük etmiştir. Bu sözleriyle Allah’ın rahmetinin ne kadar önemli olduğunu, insanın tevazu ile anlam kazandığını ve hepimizin Allah’a ne kadar muhtaç olduğumuzu vurgulamıştır.

Değerli Okuyucularım,

Medine’de Mescidi Nebeviyi inşa eden Peygamberimiz, hemen yan bölümlere ise ilmin, bilgi kültür ve medeniyetin başlangıç simgesi olan Ashabı Suffa’yı kurarak, köklü fidanların büyüdüğü İslam medeniyetinin bütün alanlarının tohumlarını atmıştır. Dolayısıyla Cami ve İlim aynı kaynaktan beslenip boy vermiştir. İlim ve fikir halkalarını bizzat sevgili Peygamberimiz oluşturmuş, İslâm'ın devlet yönetim esasları, hukuk normları, uluslararası ilişkiler bile hep bu mescitte, bizzat O’nun tarafından belirlenmiştir. Medine'de Mescid-i Nebevi ile başlayan süreçte cami, diğer bütün fonksiyonlarının yanında ilk dört asır boyunca İslam tarihinin bütün coğrafyalarında ilim merkezi olma konumunu muhafaza etmiştir.

Selçuklu ve Osmanlı’nın özellikle Anadolu coğrafyasında inşa ettiği İslâm medeniyetinin sosyal müesseseleri olan imarethaneler, hamamlar, bedestenler, darüşşifalar, kervansaraylar ve tabi ki camiler, Peygamberimizin mescidinden izler taşırlar. Hz. Peygamber'in, Camiyi İslam toplumunun merkezine yerleştiren yaklaşımı sonraki dönemlerde atalarımız için de örnek teşkil etmiş, kanadı kırık kuşlar için bile vakıflar kuran ecdadımız camileri sadece ibadet mahalli olarak görmeyip, Cami merkezli medeniyet unsurlarını en güzel bir biçimde yaşamış ve yaşatmaya devam etmiştir.

Anadolu şehirlerini cami merkezli olarak kuran büyük bir medeniyetin mirasçıları olan bizler ise maalesef bu servete sahip çıkamadık. Modern zamanlar ilim ve bilgi açısından tüm İslam Dünyası için en sancılı zamanlar oldu. Günümüzde artık caminin fonksiyonları büyük oranda aşındı. Camilerimiz toplayıcı meziyetlerini kaybetti. Bilgi ise kitaplardan ziyade şifahi bir kültür olarak, kulaktan duyma ile düşünmeden alınmaya başlandı. İslam’ın ana bilgi kaynakları bir tarafa bırakıldı. İnsanlarımız maalesef din ve Diyanetle uzaktan yakından alakası olmayan; rüyayla, kendince ilhamla amel eden, ekranlardan ve internet sitelerinden kendilerini üzülerek izlediğimiz cahil istismarcılara ve dini değerleri kullanan bir takım sahtekârlara din adına inanır hale geldi.

Değerli Okuyucularım,

Diyanet İşleri Başkanlığımız her yıl 1-7 Ekim tarihleri arasında düzenlenen Camiler ve Din Görevlileri Haftası’nın bu yılki ana temasını, çok isabetli bir karar alarak “Cami ve İlim” olarak belirlemiştir. 610 yılında başlayan vahyin ilk ayetlerinde (Alak, 1-5) geçen, “yaradan Rabbinin adıyla oku” emri ile insanlığın ufkunu aydınlatan İslam medeniyeti başlamıştır. Yüce Rabbimiz bu ayetlerle insanlığa iki büyük nimetini haber vermiştir. Biri, Rabbimizin bizlere kalemle yazmayı öğretmesidir. Diğeri de bilmediklerimizi öğretip bizleri cehaletin karanlık ve bataklığından kurtarmasıdır. Kur’an’da “ilim” sözcüğü ise 105 yerde geçer, bu kökten gelen diğer sözcüklerle birlikte bu sayı 859’a ulaşır. Bu bağlamda Yaratan’dan, insanın yaratılışından, bilgi ve kalemden bahseden, insanın varlığı ve hayat serüvenini izah eden, tabiatı ve evreni tefekküre yönelten, hayatın gayesini, ahiret ve varoluşun hikmetini beyan eden ayetlerin çokluğu; akıl, fikir, tefekkür, tezekkür gibi sözcüklerle birlikte Kerim Kitabımızın bilime ve aklı kullanmaya ne kadar önem verdiği anlaşılır. “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Doğrusu ancak temiz akıl sahipleri düşünüp öğüt alır.” (Zümer,9)  “Allah’tan ancak ilim sahiplerinin korkar.” (Fâtır, 35/28), ayetleriyle da ilmin ve ilim adamlarının değerli konumları vurgulanır.

Bizim medeniyetimizde ilim, öncelikle kendimizi ve Rabbimizi bilmektir. İnsanlığa faydalı işler yapmayı bilmektir. Camileriz de işte bu bilme yolunda doğru bilginin oluştuğu en doğru mekânlarımızdır. Bu bilinçle, doğru ve sahih bilgiye ulaşma çabası niyetiyle Camiler ve Din Görevlileri Haftası’nın ülkemiz ve milletimiz için hayırlara vesile olmasını diliyor, ilim uğrunda ve din hizmetinde ömür tüketen ve ahirete irtihal eden bütün kardeşlerimizi rahmetle yâd ediyorum. Her daim “Cami ve İlim” merkezli bir hayat temennisiyle.

 

  •   04 Eki 2020 Paz
  •   4522
 
 
 

MAKALE YORUMLARI

Bu Makaleye Henüz Yorum yapılmamış. İlk sen yorum yap..

YORUM YAPINIZ

* Yorumlarınız kontrol edildikten sonra yayımlanacaktır