Hepimiz Merhamete Muhtacız

Bu yazımda modern dünyayı oluşturan kavramların içerisinde yer bulmakta zorlanan, oysaki kutsal kitabımız Kur’an’ı Kerim’de türevleri ile birlikte çok fazla okuduğumuz “Merhamet” kavramı ve duygusu üzerinde durmak istiyorum.

Bu yazımda modern dünyayı oluşturan kavramların içerisinde yer bulmakta zorlanan, oysaki kutsal kitabımız Kur’an’ı Kerim’de türevleri ile birlikte çok fazla okuduğumuz “Merhamet” kavramı ve duygusu üzerinde durmak istiyorum.

İslam Ansiklopedisinde Merhamet; Allah’ın bütün yaratılmışlara yönelik lütuf ve ihsanlarını ifade etmekte, bunun yanında insanlarda bulunan, onları hemcinslerinin ve diğer canlıların sıkıntıları karşısında duyarlı olmaya ve yardım etmeye sevk eden yüce bir duygu olarak tanımlanmaktadır.

Merhamet "herhangi bir canlının acısını, kederini, mutsuzluğunu yüreğinde hissetmek, duyarlı olmak, yumuşak davranmak, sert davranmamak, incelik, rikkat, nezaket, katı kalpli ve kaba olmamak, sevmek, vermek, paylaşmak, yardım etmek, affetmek, incitmemek, gönül kırmamaktır.”  Kur’an’da merhamet kavramı, rahmet kelimesiyle ifade edilir ve sadece Rahmet kelimesi 114 kez, Rahman kelimesi 57 kez, Rahim kelimesi de 115 kez kutsal kitabımızda geçmektedir.

Yüce Yaratıcımız, Rahman ve Rahim şeklinde en güzel isimleri ile bizlere kendini tanıtmış, merhameti kendi zatına temel bir ilke edinmiş ve her şeyi kuşatmıştır. (En’am, 12; En’am 54; A’raf, 156) Her işimize başlarken söylediğimiz besmelede ve namazlarımızın her bir rekâtında okuduğumuz Fatiha’da yer bulan Rahman ve Rahîm, sonsuz rahmetiyle her şeyi kuşatan ve merhamet edip esirgeyen Allah’ın, acıyıp esirgemesi, merhamet etmesi anlamına gelen iki sıfat isimdir. Rahman, Allah’ın ‘Allah’ ismine denk tuttuğu; gazap anında bile Zat’ından kesilmeyen, ayrılmayan, yenilenmeyen; yüce Zat’ı ile varlığı devam eden, Zat’ına özdeş tek sıfatıdır; aynen ateşteki sıcaklık, buzdaki soğukluk gibi Rahman da Allah’ın, Zat’ından ayrı düşünülmesi caiz olmayan zatî sıfatıdır. Rahîm ise, merhamet edilenlerle ilgili olan, onlara “rahman” vasfının merhamet olarak yansıyan; gerektiğinde kesilen, yenilenen ve Allah’tan başka insanlar ve diğer varlıklar için de kullanılan ortak sıfatlardandır. (Bkz. Tevbe, 128)

Günümüz dünyasında Allah’ın bu güzel isimlerinin bizler üzerinde ne kadar tecelli ettiği ise, yeniden değerlendirilmesi gereken önemli bir konudur. Biliyoruz ki bugün yaşadığımız pek çok sıkıntının sebebi, merhametsizlik ve kontrolsüz öfkelerimizdir. Eşler ve çocuklar arasında yaşanan şiddet olayları normal vakalar haline dönüşmüştür. Başkalarına basit sebeplerle zarar vermek, affetmeyi hiç hesap etmemek çok fazla gördüğümüz ve yaşadığımız normal hale gelmiş olumsuz durumlardır. Son zamanlarda boşanmaların hızla artması da merhametsizliğin bir sonucudur.

Özellikle bilgisayarlar, akıllı telefonlar vb. elektronik cihazlarla çok fazla meşgul olup manevi duygular yönüyle aç kalan ve kendi değerlerinden hızla uzaklaşma meylinde olan çocuklarımız ile gençlerimize merhamet duygusunu yaşayarak göstermeliyiz. Bu noktada bize büyük görevler düşmektedir. Merhamet duygusunu yaşantımızın her alanına; ailemize, işimize, evimize, bağımıza, bahçemize ve bütün ilişkilerimize yerleştirmeliyiz. Çocuklarımıza da örnek olmalıyız. Rahmet Peygamberi Hz. Muhammed 14 asır önce "Merhamet etmeyene merhamet olunmaz" buyurarak bizlere hayat prensibimizi işaret etmiştir. Bir kişi, Peygamber efendimizin huzuruna gelerek kalbinin katılığından şikâyet etmiş, bunun üzerine Peygamberimiz ona ve bizlere tavsiyede bulunmuştur: "Yetimin başını okşa, fakiri doyur." İşte bu örnek, çok güzel bir merhamet eğitimidir.

 Bizler de çocuklarımıza merhamet eğitimi vermeliyiz. Yetimin başını okşamak, fakiri doyurarak onlara iyilik, ikram ve ihsanda bulunmak, insana ölümü ve ahireti hatırlatır. Bu da kalbi yumuşatır. İşte bunu çocuklarımıza yaşayarak ve yaşatarak öğretmeli ve onları sahip oldukları maddi ve manevi imkânları paylaşmaya ve vermeye alıştırmalıyız.

Sözlerimi merhum Sezai Karakoç’un Merhameti anlattığı ifadelerle bitiriyorum: Merhamet, verirken kendisinin vermediğini bilmektir. Aşktan doğar o. Ezel ve ebed aşkından. Her yaratığa yaygın sevgi halesidir o. Hasetle barışamaz. Cimrilikle bağdaşamaz. Onun yarısı hilm, yarısı cömertliktir Sabır, tevekkül, rıza ve tevazuuyla akrabadır. Kimse, başkalarının kendisinin merhametine muhtaç olduğunu sanmamalı. Tam tersine, hepimiz merhamete muhtacız. Topumuz birden merhamet ruhuna muhtacız. (“Çağ ve İlham II”, “Merhamet Ruhu Bölümü”)

  •   18 Şub 2022 Cum
  •   595
 
 
 

MAKALE YORUMLARI

Bu Makaleye Henüz Yorum yapılmamış. İlk sen yorum yap..

YORUM YAPINIZ

* Yorumlarınız kontrol edildikten sonra yayımlanacaktır